19 Şubat 2013 Salı

ABDAL MUSA'DAN YEŞİLGÖL'E

                 


                                                       İlk Yayın tarihi: 29.05.2008

                                                           
19 Mayıs tatilinde Antalya Abdal Musa Derneği üyelerinden Green Peace üyelerine, Avustralya gurbetçilerinden çocuklara kadar birçok dostla Abdal Musa Türbesine, ardından Yeşilgöl'e gittik. Antalya Elmalı'nın meşhur Gömbe yaylasındaki muhteşem krater gölüne. Hani eriyen kar sularının 50- 60 metre yüksekten dökülmesiyle oluşan Uçarsu'ya varmadan 6-7 km’si araçla gidilebilen sonra 1.5 km daha yürüyerek ulaşılan ve yaklaşık 50 dönüm büyüklüğünde bir alanda yeraldığı, suyunun rengi yeşil olduğu bu ad verildiği söylenen çevresinde hiç ağaç bulunmayan muhteşem doğa parçasına. Göl, Uçarsu kaynağının kuzey tarafında yer alır. Gölü batı tarafında kendi seviyesinden çıkan kaynak suları beslemekte, doğu ucundan da yeraltına süzülüp kaybolmaktadır. Göl soğuk suyu, etrafını çevreleyen sarp kayalıklarla ve eşsiz güzelliğiyle görülmeye değer niteliktedir.

Elmalı'dan gidildiği gibi Kalkan’dan sedir ve çam ormanlarından geçen yolla baraj gölünün üzerinden Gömbe kasabasına varıp 25 dakikalık bir yürüyüşle de ulaşılabiliyor. 1850 metre yükseklikteki Yeşil Göl, büyük bir kısmı kurak ve taşlık olan Akdağ’ın kurumayan (!) tek gölü. Etrafını yabani çiçeklerin sardığı Nisan ve Haziran ayları en güzel zamanı. Hıristiyanlık döneminde piskoposluk merkezi olarak önem kazanmış Gömbe Yaylası, hemen içinden geçen Uçarsu ile tanınıyor. Abdal Musa tarafından ‘’tılsımlandığına'’ inanılan Uçarsu, kaynağından çıktıktan sonra kış aylarında Fethiye, yaz aylarında ise Gömbe yönüne doğru akıyor.

Yıllar önce defalarca gittiğim Yeşilgöl yine olanca içtenliğiyle karşıladı bizi ama bu kez çok da çaresizdi. Suyu o kadar azalmış, göl adeta ürkek bir çocuk gibi büzülmüştü. "Solmasa dünyada güzeller solmaz" türküsündeki gibi eskiden görmüşseniz "bu göl asla kurumaz" derdiniz ama çelik gibi kar suları ile ayaklarımızı ve dişlerimizi dondurup gözümüzü korkutsa da sesi bu kez o kadar cılızdı ki. Onu bu halde gördüğüm zamana dek dünyanın felaketi senaryoların gerçekliği ile bu denli yüzyüze geldiğimi anımsamıyorum. Bu üzüntüyle çevresindeki papatyaları, mis kokulu yarpuzları ve en yırtıcısından şifalı ısırganları sonra sonra fark ettim ve yok olacakları günü düşünüp üzüntüyle baktım. Kimbilir belki onlar da bize öyle bakıyorlardır.

Oradan yönünüzü Toroslar'ın batısında yer alan Beydağlarının en yüksek zirvesine, Kızlar Sivrisi (3070 m.) denen görkemli dağa doğru dönerseniz bilin ki Abdal Musa'da karşınızdadır.
Anadolu’nun ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan, aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürdür. Aslen Horasan’lıdır. Azerbaycan’ın Hoy kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan “Hoylu” olarak tanınmıştır. Hacı Bektaş Veli’nin amcası Haydar Ata’nın oğlu, Hasan Gazi’nin oğludur. Kaygusuz Abdal menkıbesine göre “Köse Musa” adıyla anılır. Abdal Musa Sultan, horasan erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundandır. 14. yy. yaşadığı bilinmektedir. Bektaşilikteki 12 posttan biri olan "Ayakçı Postu" diğer adı ''Abdal Musa Sultan Postu"nun sahibidir. Ayakçılık, Abdallık mertebesidir.

 Elmalı, Tekke Köyündeki dergâhı Anadolu Alevi - Bektaşilerinin dört büyük dergâhından biridir. Ancak, Anadolu’nun inanç coğrafyasında seçkin bir yeri, etkin bir gücü olan Abdal Musa adına daha birçok makam ve mezarlar yapılmıştır. Bazılarına göre, Abdal Musa Sultan; Bursa’nın fethine katıldıktan sonra Manisa, Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuştur, daha sonra da Türkmen ve Yörüklerin yoğun bulunduğu Elmalı yöresinde tekkesini kurmuştur. Ayrıca Denizli’de yatan “Büyük Yatağan Baba”dan esinlendiğini de belirtmişlerdir. Elmalı yöresinde kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşat etmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar yetiştirmiştir. Bunların en ünlüsü de Alevi Bektaşi Edebiyatının abidelerinden  Kaygusuz Abdaldır.
  
Abdal Musa Sultan’ın kerametleri ve erdemleri 7 yüzyıldan buyana dillerde söylenir durur. Tarihi kaynaklarda anlatıldığına göre Anadolu'nun Türkleşmesi için kılıç kuşanıp Orhan Gazi ile Bursa'nın fethine katıldıktan sonra Ege üzerinden önce Kaş'a gelir. Burada şimdiki Bezirgân Köyü'nde ilk dergâhını kurmayı düşündüyse de vazgeçerek bugünkü Tekke Köyü'nün bulunduğu yere gelip konar. Burada kurduğu dergâhta dervişlerin, öğrencilerin ruhsal açlığı giderilip cehalet kılıçları indirilir, nefs ile baş etmenin yolu gösterilirken aynı zamanda açlar doyar, susuzlar kanar, çıplaklar giydirilir, kimsesizler barınır. Pir derviş, gezgin ayrımı yapılmadan herkes aynı yemeği yer. Bunun için de dergâha erzak gerekir.

Söylenceye göre Abdal Musa erzak aramak için çıktığı içsel gezintide divanelikten surete bürünüp Fethiye tarafında bir köye varır. O zamanlar insanları kırıp geçiren bir kuraklık hüküm sürmektedir. Köylülere oradan bir su çıkarırsa elde edecekleri mahsulün yarısını dergâha bağışlayıp bağışlamayacaklarını sorar. Köylüler arkasından gelecekleri bilememenin şaşkınlığı ve bereket özleminin telaşı ile hemen kabul ederler. Dervişin asasını yere vurmasıyla yerden öyle bir pınar çağlar ki gözleri gönülleri yur, ekinleri ve diğer bütün canlıları donatır, can verir. Hasat zamanı ekinler görülmüş değildir, ambarlara sığmaz taşar. Tam da bu sırada aldığı söz üzre köye gelen Abdal Musa'ya yüz çevirir köylüler;

"Allahın suyu, sen de kim oluyorsun, tek bir tanesini vermeyiz!" Sanki olacaklar O'na ayan değilmiş gibi usulca boynunu büküp oradan ayrılır. Ertesi baharda Abdal Musa ve bu kez bugünkü Gömbe'nin olduğu yerde bir köye gelir. Aynı şeyler orada da yaşanır ve su bu kez burada günyüzüne çıkar, burada yaşam sunar. Hasat zamanı bu kez verilen söz tutulunca Abdal Musa Sultan'ın suya bu yanda;

"Yazın kârın bu tarafa, kışın zararın öbür tarafa olsun", sözünde durmayan köylülerin tarafındakine de;

"Yazın içmeye, kışın geçmeye yarama!" dediği söylenir. Kaygusuz Abdal'da şu dizeleri adeta sözünde durmayan bu köylülere söylemiş gibidir;

"İkrarıdır koçyiğidin yuları,
  Muhannedi çeksen gelmez ileri,
  Akpınar'ın, Yeşilgöl'ün suları,
  Çağlar gelir pirim Abdal Musa'ya."

Yani ikrar(söz)ın önemini ve gerçeğin hiçbir engel tanımadan, sular gibi akıp yolunu bulacağını…

Derler ki bu olaydan sonra kışın Fethiye tarafına akan suyun adı "Karaçay"dır ve bozbulanık akarak zaten gerekmediği zamanda aktığı yerleri sel olup yıkar. Ancak aynı su baharda, tam 6 Mayıs'ta, Hıdırellez'de büyük bir patlama ve ak köpüklerle beri yana akar ki burada adı "Akçay"dır.

Bu nedenle Alevi - Bektaşi inancına mensup olan ve kerametlerine inanan birçok insan her yıl Haziran ayının 20'sinde başlayıp 3 gün süren Abdal Musa Anma Törenlerinde Yunus'un öyküsünün tersine buğday değil ihsan aramaya Abdal Musa Sultan Türbesini, ardından da kerametine inandıkları Uçarsu ve Yeşilgöl'ü ziyarete gelirler. Erenler Meclisinde kimi yıllardır kurbanını kestiği, hizmetini yaptığı samahını döndüğü, gönlünde yarattığı ve yaşattığı Abdal Musa'yı tavaf eder, kimi metaını satar, kimi hünerini döker. Burada, Abdal Musa Sultan'ın yüksek huzurunda son yıllarda bu inanca yakışmayan çıkar hesapları iyice içinden çıkılmaz bir hal alsa da asıl olan sizin kendi yüzünüze ve özünüze tuttuğunuz, tutacağınız aynadır.
       
Ülkemizdeki kuruyan göller için ne yaparsınız bilmem ama gönlünüzün kuruyan pınarlarını coşturmak, gövel ördekleri, cırıkları göklere uçurmak için 20 Haziran'da Abdal Musa Dergâhı'nda buluşalım derim.

Sağlıcakla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder