19 Şubat 2013 Salı

ANTALYA DEMİRCİLER ÇARŞISI’NDA “DAĞ FARE DOĞURMASIN”



 

 İlk Yayın tarihi: 22.07.2010



Geçen hafta yazdığımız yazıda sözünü ettiğimiz, Sayın Avukat Kıvanç KILIÇCIOĞLU tarafından hazırlanan dilekçe ilgili mercilere ulaşınca Demirciler Çarşısı Esnafına Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden bir toplantı çağrısı yapılmış. 20 Temmuz 2010 Pazartesi günü gerçekleşen toplantıdan Bakır Ustası Mustafa Bey’in nazik çağrısı ile haberdar oldum. Kendilerine verdiğimiz destekten olsa gerek, toplantıya benim de katılmak isteyip istemeyeceğimi sordular. Sağolsunlar, onur duydum ancak kendilerine bu çağrının muhatabının kendileri olduğunu, benim kendilerine sadece manevi destek olabileceğimi ve olumlu bir sonuç çıkarsa sevinçlerini ve bu haberi paylaşabileceğimi belirttim. Bu kadar kısa sürede toplantıya çağrıldıklarına göre haklarında hayırlı bir sonuç alınacağına onlar kadar ben de inanmak istediğim için de sabırsızlıkla bekledim.



Toplantı sonucunu Avukat Kıvanç KILIÇCIOĞLU aktardı. Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan görüşmeyi “kısmen olumlu geçti” diye değerlendiren Sayın KILIÇCIOĞLU Vakıf yetkililerinin;



“Esnafın durumunu çok iyi anladıklarını, bugünkü kiraların, kentsel dönüşüm projesinde yapılan yenilemenin (restorasyon) yaptırım bedeli (inşaat masrafı) eklendiği için bu seviyede ve bunun da normal olduğunu fakat kanun gereği yapacakları birşey olmadığını, yılbaşından sonra kira artışının en fazla yüzde 2 olacağını ve birikmiş kira borçları için tahliye hakları olduğu halde onları tahliye etmeyip bu borçları 6- 12 taksite bölebileceklerini” söylediklerini aktarmış.



Demirciler Çarşısı Esnaflarından, Bakır Ustası Mustafa KASAPKARA ise;



“Burası bizim fikrimiz ya da onayımız ile yıkılıp yapılmadı, eğer dükkânların tapusunu bize verecekseniz elde avuçta ne varsa verir, yıllarca öderiz ancak mülk sizin mülkünüz” dediklerini ve kiralarda indirim yapılacağı beklentisiyle gittikleri toplantıdan moral bozukluğuyla döndüklerini söylüyorlar.



21 Temmuz 2010 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı da Demirciler Çarşısı Esnafı ile bir toplantı yapmış. Toplantı ile ilgili görüştüğüm Büyükşehir Belediye Başkan Danışman Sayın Murat ÖZDEMİR Demirciler Çarşısı Esnafına bu yıkım-yapım işleri kendilerinden önceki dönemde yapıldığı için henüz gereken bilgilere sahibi olmadıklarını, bu konuyu araştırıp Vakıflar ile de görüşerek yasalar ve olanaklar çerçevesinde, belediye yetki ve sorumlulukları doğrultusunda kendilerine yardımcı olmaya çalışacaklarını aktardığını anlattı. Şimdi esnaf 2 Ağustos 2010 günü Büyükşehir Belediyesinden gelecek haberleri bekliyor.



Bir küçük muştu da esnafın tur otobüslerinin çarşının hemen önüne yapılacak bir cep ile bölgeye yönlendirilmesi talebinin acilen ele alınacak olması.



 Avukat Kıvanç KILIÇCIOĞLU Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan toplantı sonrasında çalınan bütün kapıların henüz kapanmadığı avuntusuyla oralardan gelecek sonuçları beklemekten başka şimdilik yapılacak bir şey olmadığını, geri dönüşlerin bu kadar kısa sürede olmayacağını düşünmekle beraber yine de umutlarını yitirmediklerini, yılbaşına kadar bir sonuç alınamazsa bir tek esnafın dükkânını kapatmaması için sonuna kadar direnip dava yoluna gideceklerini belirtiyor.



Şimdi gelinen noktada tablo kanımca; “ölümü gösterip sıtmaya razı mı edeceğiz, yoksa gerçekten yaraya merhem mi olacağız?” meselesidir.



 



Üretene, ürettiğini iddia edene milyarlarca teşvikin verildiği memleketimizde hangi yasa ya da anlayış Ahilik ahlakıyla süren bu geleneğe, emeğe ve zorda kaldıkları belli bu insanların feryadına kayıtsız kalabilir? Selçuklu’dan Osmanlı’ya miras kalan Müslüman zanaatkârları himaye etme düsturu, temel amacı “Yönelmek, Başlamak ve Gerçeğe Ulaşmak”* olan bu ulvi meslek erbaplarına duyulan ahdi vefa ölmüş olamaz.



Eğer Demirciler Çarşısı da son nefesini verir, bu gelenek de “mış” olur, ruhsuz yabancı mallar her yerimizi tıkabasa işgal ederse (ki bugün içinde bulunduğumuz durum hemen hemen öyle) Anadolu’daki bir köy çeşmesindeki zincirin ucunda sallanan bakır tas hiç kimsenin ciğerini sızlatmaz mı? Şimdi herşeye kadir olup vicdanlarının sesini kısan yürekler; “Ey oğul! Saygılı ol ki saygı göresin, sözün doğrusunu söyle ki dinlenebilesin. …Kıskanmayacaksın, kin tutmayacaksın, zulmetmeyeceksin”* terbiyesiyle yetişen bu insanları lütfen duyun!






Birlikte çalışan, birlikte yiyip içen, birlikte ağlayıp gülen, her kırığı yen içinde tutup sağaltan bu örnek topluluktan kör gelen (nankörlük eden) gözler daha iyi neyi görebilir? Ya oradan beklenen üç kuruş ile yaşamak ve okumak zorunda olan insanlar, dul ve yetimler nic’olur?



Uzunca bir süredir yaşama savaşı veren, şimdilerde yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle çoğu zaman siftah yapamadan dükkânını kapatan, bu şartlara daha fazla direnemeyip silineceği aşikâr olan çarşının yerine ne yaparsanız yapın orada 1940’tan beri çınlayan çekiç sesleri her tınıda hepimize anımsatacaktır:



Eşrefoğlu al haberi

Bahçe biziz, gül bizdedir,

Biz de Mevla’nın kuluyuz

Yetmiş iki dil bizdedir.



Erlik midir eri yormak?

Uzak yoldan haber sormak?

Cennetteki şol dört ırmak,

Coşkun akan sel bizdedir.




Son olarak bu konuda muktedir olan büyüklerimize Ahi terbiyesi ile pişen bu benzersiz ustaların vazgeçilmez değerlerini anımsatmak ve orada bir yerlerde olduklarına inanmak istediğimiz duyarlı yüreklerine çağrı yapmak istiyorum;



1-  Güçlü ve üstün iken affet!

2-  Hiddetli iken yumuşak davran!

3-  Düşmanına dahi iyilik et!

4-  Kendin muhtaç iken bile elindekini başkasına ver (veya bölüş)!*



Umarım sonuç bu emektar insanların ve kadir kıymet bilir Antalya halkının hayrına olur.



Sağlıcakla…





*”Bitpazarına Değil, Ülküsü Uğrunda Yürüyenlere Yağardı Nur” ANDAÇ, NEVZUHUR Edebiyat- Kültür- Sanat Dergisi Sayı 16, Temmuz 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder