19 Şubat 2013 Salı

GÜNDÜZLÜOĞLU EFSANESİ




                                                          İlk yayın Tarihi: 19.01.2010



Merhaba,
 Babamdan dinlediğim bir efsaneyi paylaşmak istiyorum...
 "Böyle buyurmuş Atalar, dilerim nurda yatalar."



Bir padişah harbe giderken karısını vezirine emanet etmiş. O gittikten sonra padişahın eşi çok yakışıklı ve dürüst bir kişi olan bu vezire kötü gözle bakmış. Fakat vezir "Ben emanete hıyanet etmem, katiyen olmaz" diyerek onu reddetmiş.



Padişahın döneceğine yakın karısı saçını başını yolup, çeşitli yerlerini yaralamış ve kocasına, vezirin kendisine zorla sahip olmaya çalıştığını söylemiş.



Padişah hiç sorgu sual etmeden vezirin kellesini kestirmiş ve emanete hıyanet eden bu adamın başını ibret-i âlem için dört yol ağzındaki bir değnek üzerine astırmış.



Aradan hayli zaman geçmiş. Padişah ve karısı bir gün atları ile gezintiye çıkmışlar. Dört yola gelince değnek üstündeki kuru kafa dile gelip şunları söylemiş:



      Yürü benim sıtk-ı sığın* bakışlım,

      Dur da sana arz edeyim halimi;

      Yemedim içmedim adım kurt oldu,

      Bilir misin bana olan zulümü?



      Sen Suud kızısın, kadın olmazsın,

      Geçer güzelliğin böyle kalmazsın,

      Kan emici, yol kesici olmuşsun,

      Şükür sana uğratmadım yolumu.



      Gündüzlüoğlu, avını alamaz sanma,

      Aşk ile öldürüp gazaba gelme,

      Şu yalan dünyaya kalırım sanma,

      Şükür sana derdirmedim gülümü.



Bunu duyan padişah afallayarak derhal karısının başını da kestirmiş. Sonra tacı tahtı terkedip perişan bir halde gelip kuru kafanın dibine oturmuş. Bütün kış boyunca eriyen kafatasının dibinde, baharla bir göbelek (mantar) bitmiş. Bu göbeleği oradan geçen sürüdeki kara koyun yiyivermiş. Padişah ağlamış, sızlamış ve sonunda sürünün sahibine gidip sürünün çobanı olmak istediğini söylemiş. Karşılığında da kara koyunun kuzusunun verilmesini istemiş. Bir zaman sonra kara koyun bir erkek kuzu doğurmuş. Kuzu hayli büyüyünce çoban (padişah) sahibinden izin alıp kuzusuyla birlikte oradan ayrılmış.



Büyük bir şehirden geçerken, şehrin Başmülazımının (Jandarma Komutanı) hamile olan karısının canı ciğer istemiş. Tam bu sırada sokaktan geçen ve elinde bir kuzu çeken bir garip görmüş ve kuzunun ciğerini alıp kendisine getirmesi için mülazıma haber salmış. Mülazım adamın elinden kuzuyu almış. Garip, mülazıma;

-  “Kuzuyu alırsan ben de giderim evine" demiş.



-  “Ne yapacaksın benim evimde?”

-  “Kapında yatarım.”

-  “Peki, gel o zaman” demiş mülazım garibe...



Eve gidip koyunu kesmişler ve ciğerini kadına yedirmişler. Dokuz ay on gün sonra kadın bir oğlan çocuk dünyaya getirmiş. Ama çocuk bütün gün ağlıyormuş. Memleketin bütün hekimleri, dadıları ve müneccimleri toplandığı halde çocuk susmamış. İçlerinden biri:



-      Mülazım Bey, bir de senin kapıdaki ihtiyarı getirelim demiş. Hemen getirmişler. İhtiyar herkesin dışarı çıkmasını istemiş. Onlar çıkınca çocuğa;

-        “Gardaşım niye ağlıyorsun?” demiş. Kundaktaki çocuk;

-   “Seni göresim geldi de ona ağlıyorum gardaşım” demiş. Gariban ihtiyar:

-  “Ben burdayım, beni göreceğin geldiğinde ağla yeter, hemen yanında olurum” demiş.



Ve böylece ihtiyar çocuğa lalalık (dadılık) etmeye başlamış. Gel zaman, git zaman çocuk hayli büyümüş, konuşmayı iyice öğrendiği bir gün ihtiyara;

-    “Gardaşım, gel buralardan gidelim, demiş. Ben seni çok yordum, çok zahmet çektin benim için...”



Ve kaçmışlar. Mülazım haberi alınca peşlerine askerlerini takmış. Askerlerin geldiğini görünce hemen iki delikanlıya dönüşmüşler. Sonra iki yaşlıya. Daha sonra da iki kız oluvermişler.



Her seferinde askerler yetişince sonunda yorgun düşmüşler ve Allah'a dua etmişler, sarılıp birlikte oracıkta ölmüşler. Mekke ile Medine'nin ortasında birbirine yapışık iki taşın olduğu ve bu taşların da bu çocukla ihtiyar olduğu rivayet edilir.






* Sıtk: Sadık

   Sığın: En büyük geyik türü



   Kaynak Kişi: Hamza TANAL
        Derleme Tarihi: 27 Ocak 1988
        Derleme Yeri: Antalya - Elmalı - Akçaeniş Köyü
        Derleyen: Öznur TANAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder