19 Şubat 2013 Salı

HELAL SÜT EMZİRENLERE...




İlk Yayın tarihi: 10.05.2010


Dün anneler günüydü, ben Elmalı’nın Bayındır ve Özdemir köylerinde yaşatılan Hıdırellez Geleneği çerçevesinde yapılan kutlamaları tespit etmek üzere oradaydım, yazımı ancak bugün kaleme alabildim.



Anneler günü nedeniyle babamın anlattığı bir söylenceyi aktarmadan önce başta annem olmak üzere çocuklarına helal süt emziren bütün helal süt emmiş anaların emek buğusu ellerinden, anaç yüreklerinden öpüyorum. Gelelim söylencemize;



Ağacın bol olduğu, daha “kokusu” ve “suyu” çıkarılmayıp sadece kereste olarak kullanıldığı zamanlardan birinde Anadolu’dan Mısır’a gemi ile ödağacı götüren Sarı Memet adında bir kereste tüccar varmış. O zamanlarda yükü sayısız faydası olan bu değerli kereste olan gemi günlerce, aylarca süren bir yolculuktan sonra Mısır’a vardığında mürettebat Mısır padişahı ve adamları tarafından limanda sevinçle karşılanır, elleri hiçbir işe sürdürülmeden dinlenmeye alınırmış. Kuş sütü eksik sofralarda ağırlanıp yol yorgunlukları iyice geçtikten sonra da gemilerinin kerestesi boşaltılıp paraları ödenir,  selametle uğurlanırlarmış. Sonra ver elini Anadolu, doldur burcu burcu kokan ödağaçlarını, ilahi adaletin tecelli ettiği kutsal Nil Ülkesine götür.



Bu döngü yıllar yılı, usul usul sürerken Sarı Memet’e rahat batmış. Gemi Mısır’a vardığında buyur eden padişaha karşı çıkmış bu kez. “Olmaaazz” demiş. “Yıllardır hep sen bizi ağırladın, bu kez sıra bizde. Bugün sizi biz ağırlayacağız.” Padişah konukserverliğini tam yerine getirememiş olma pahasına da olsa ünlü “tüccar”ı kırmayıp davete icabet etmiş. Anadolu’dan getirilen namlı aşçılar elinden çıkan birbirinden nefis yemekle bezeli sofralar açılmış padişaha. Yenmiş, içilmiş, gecenin geç saatleri badelerin ziyadesiyle tüketilip algıların zayıfladığı sabaha karşı Sarı Memet geminin halatlarını toplama emri vermiş ve getirdiği yolcunun bir fazlası ile memlekete doğru süzülmüş.



Mısır padişahı durumu anladığında iş işten çoktan geçmiş. Bundan sonra hayatının o ihtişamlı dönemi kapanıp yerine Sarı Memet’in emrinde aşçı olduğu devir açılmış. Padişah olgun adam, büyük bir sükûnetle karşılamış ve yaşamış bu felaketi. Uzunca bir süre Sarı Memet’in ve konuklarının hizmetinde geçen günlerden bir gün arkadaşlarından biri bizim eski padişah yeni aşçıyı kenara çekip fısıldamış;



“Sen aşçı değilsin. Asil bir insana benziyorsun ve öyle görünüyor ki bir sırrın, gizli derdin var. Söyler misin sen kimsin?”



Bunun üzerine padişah kendisini Sarı Memet’ten bir süreliğine ödünç alması halinde sırrını anlatacağını söyler adama. Bu isteği tereddütsüz kabul eder Sarı Memet ve giderler. Başına gelenleri bir bir anlatır padişah. Bunun üzerine bir plan yaparlar. Adam bir davar kesip kefenleyerek gömer ve Sarı Memet’e gelip;



“Sorma, senin aşçı bizim evde vefat etti, defnettik” der. Sarı Memet umursamaz bir üslupla;



“Canın sağolsun, ondan Mısır’da çok var, bi daha getiririz” diye adamı teselli eder.



“Asil azmaz, bal kokmaz.

Kokarsa yağ kokar çünkü aslı ayrandır.”



Bizim aşçı bir gemi ile memleketine döner. Büyük bir coşku ile karşılanır, tekrar padişah olup tahtına oturur. Gel zaman git zaman süren döngü Sarı Memet’i yine o limana getirdiğinde karşısına padişah olarak çıkar. Karşısında hortlak görmüş gibi beti benzi geçen Sarı Memet’i eskisi gibi olağan ve asil karşılar;



“Korkma, der. Herşey eskiden nasılsa yine öyle devam edecek.” O’nu alıp yine aynı samimi sofrada ağırlar. Şölenin bir yerinde bahçeye kazanlar kurulmasını emreder. Sarı Memet’in içini bir tasa aldığını gözleyen padişah ona sessizce sakin olmasını işaret eder. Bahçeye yan yana on kadar kazanlar vurulup altı yakılır. İçine doldurulan sular göbek atmaya başladığında anasına işmar eder padişah:



“Ana hadi bakalım.” Anası;



“Oğlum beni üşüteceksin” dese de oğlunun ısrarına dayanamayıp mahçup halde fistanıyla baştaki kazana girer. Ordan çıkıp öteki kazana geçerken saçlarında buz salkımları sarkar. Böylece bütün kazanları gezip geri döndüğünde saçlarında salkımlarla utanarak oradan uzaklaşır.



Bunun üzerine padişah bu inanılmaz gösteriyi küçük dilini yutarcasına hayretle izleyen Sarı Memet’e;



“İşte ben böyle bir kadının memesinden emdim, herkes sütünün hükmünü işler. Benden hiç çekinme, yine gel git.” Bizim Sarı Memet daha fazla oyalanmadan demir alıp memlekete yollanır. Gelir gelmez de ilk işi tabi ki bahçesinde aynı kazanları kurdurmak olur. Anasını çağırıp kaynar kazana girmesini istediğinde anası delirmiş olduğunu düşünerek ayak direr ama ne etse faydasızdır. Daha ilk kazana girer girmez sırıtır dişleri. Bunun üzerine anasına;



“Eğer sen de bana bu memelerinden helal süt emzirseydin ben bu kadar asil bir adama bu kalleşliği yapmazdım” der.



 



Analardır adam eden adamı

Analara kıymayın efendiler.



Ana candır, ana canan. Ana küldür, ana duman. Ana umman, ana dolan.
           Anadolu’ya kıymayın efendiler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder