18 Ocak 2013 Cuma

"HER GÖRDÜĞÜN HIZIR BİL Kİ..."







İlk Yayın tarihi: 05.05.2011

Bugün Hıdırellez… Göz attığım gazetelerin hiçbirinde bununla ilgili bir havadis, dilek bulamayınca kendime “iş başa düştü kızım” dedim.  Ve aklıma gelenleri bir bir sıraladım. Bakalım bugün kepçemizde neler var?

Anadolu belleğinde Hıdırellez; biri denizde, biri karada yaşayan Hızır ve İlyas adlı iki kardeşin, iki ulu insanın görüşüp hasret giderdiklerine, onların kavuşmasıyla baharın bereketinin artacağı ve murat kapılarının sonuna kadar açılacağına inanılan kutlu bir gündür… Bayram kardeşlerden ikisinin adı ile anılsa da, Hızır (A.S.) inancı daha baskındır. O, yüzyirmidörtbin ölümlü peygamber içinde tek ölümsüz olan, her darda kalanın imdadına yetişen, gönüllere umut, gözlere gülücük serpen Yaradan’ın ve bütün insanlığın sevgilisi Bozatlı Hızır’dır.
Bütün bu güzel olayları esenleyip nasip almak isteyenlerin birbirinden güzel töre ve kutlamalarla şenlendirdiği Hıdırellez’in bir gün öncesinde;

- Anadolu’nun çoğu yerinde bir gün önceden evler ve bedenler temizlenir,
- Bolluk bereket dileğiyle evdeki yiyecek çuvallarının,  cüzdan ve çantaların,  yiyecek kaplarının ağzı açık bırakılır, evlere yeşil dallar asılır.
- Bekâr kızlar akşamdan tuzlu bir kete yapıp bolca yerler ve su içmeden yatarlarsa Hızır A. S.’ın gece rüyasında O’nasıl kısmetini göstereceğine inanılır.
- Akşamdan dilekler ya bir kâğıda yazılarak ya da semboller halinde gül dalının dibine bırakılır. Bu kâğıt veya semboller ertesi sabah erkenden gül dalının altından alınıp yeşil dallar eşliğinde bir akarsuya veya denize atılır. Bazen denize atılan, bazen göğe salınan ya da toprağa söylenen aslında türlü türlü dilek, aranan bir gönül veya derde dermandır.

İçinden geçtiğimiz bu günlere de Hızır Günleri denir ve yine bir önceki gün bolluk-bereket dileğiyle özel yemekler yapılır. Bunların başlıcaları; sevgi bağları bütün yıl sımsıkı olsun diye sarma, ambarlar, kilerler (şimdilerde derin dondurucular) dolsun diye dolma, ağızların tadı kaçmasın, daha da artsın diye tatlıdır. Bunlar gibi Hızır’ın sevdiğine inanılan; sütlaç, simit, soğan, sarımsak, bol yeşillik gibi yedi çeşit yiyecek temin edilir, onlarla doğa gibi bedenler de yenilenmek istenir...

 

Bazı inanışlarda Hıdırellez’den bir gün önce oruç tutulur. Bu ertesi gün gelecek bolluk günlerine capcanlı başlamak, iştaha, nefse dinginlik vermek için rutin yaşama kısa bir aradır… Hıdırellez’de Hızır’ın yeşillik, sulak yerlerde eğleştiği inancıyla kırlara çıkılır veya türbeler gibi halk için kutsal mekânlara gidilir. Açık renk giysiler giyilir, dertleri tüm evrenle bölüşüp azaltmak dileği ve doğaya serpiştirmek amacıyla salıncaklara binilir.

Kökeni ta Mezopotamya’ya kadar giden, her kültürde biraz ve başka başka yer alan Hıdırellez mitini her yönüyle anlatsak şüphesiz bir yazıdan taşar. Ben bu konuda daha fazla bilgiyi sizin tercihinize bırakıp konuyu yine bir söylence ile örneklemeyi yeğlerim.

Eskiden köylerde birinin kapısında şu unutulmaz dizeler yazıldığı rivayet olunan köy odaları vardı bilirsiniz;

“Ey misafir safa geldin, bundan iyi makam olmaz,
 Kimi gelir kimi gider, hiç kimseye mekân olmaz…”

Bu köy odaları çoğunlukla köyün ortak malı ve yükümlüğü iken bazen de hayırsever şahısların olurdu. Bir köyde, böyle bir odada yıllarca kapısını çalan yolcuları ağırlamış, onların garip ve yorgun yüreklerini sıcacık bir konuklukta hoş etmiş bir adam yaşarmış. Yaşarmış da ölüm yaşamın gerçeği, yıllar yılları kovalarken bu mübarek adamcığın tekeri de yavaş yavaş taşa dokunmaya başlamış. Hasta yatağında belki de yaşamın son anlarını sürerken bilincini yitirdiği düşüncesiyle oğulları başucunda usul usul hâl-dert konuşmaya başlamışlar;

“- Babamız ölünce bu köy odasını biz ne yapalım, kapatırız. Zaten kendisi yıllar yılı ona-buna hizmet etti de ne oldu, kime yaradı?” Bunu duyan dedecik son gücüyle gözlerini açıp çocuklarına seslenmiş;

“- Çocuklarım dışarıda bir ateş yakın!” Çocukları şaşkınlıkla babalarının dediğini yapmışlar.

“- Şimdi de evdeki bütün kaşıkları getirin.” O zamanlar yemek yenen tahta kaşıkları toplayıp getirmişler.

“- Hepsini ateşe atın!” Atmışlar. Kaşıklar ateşin içinde yanmış yanmış. Ateş sönünce bakmışlar ki üç kaşık yanmadan sapasağlam öylece duruyor.

“- Evlatlarım bilir misiniz bu kaşıklar neden yanmadı? Hızır’ın yemek yediği kaşık yanmaz. Demek ki odamıza bu sene üç kez Hızır uğramış. Kimin Hızır, kimin hınzır olduğunu kimse bilemez. Hızır’ın uğradığı ocaklar da acı, yokluk görmez. O nedenle ben öldükten sonra odamızı sakın kapatmayın” der.

 Anadolu insanının sıcak yüreğinde yüzyıllardır var olan bu görenek Alevi belleğinde; “Her gördüğün Hızır bil ki, Ali’ye Selman olasın” diye dillenir.

Ay be babacığım, şimdilerde kimin Hızır, kimin hınzır olduğunu bilmek sizin zamanınızdaki kadar zor değil. Memleketimize Hızır’dan çok Hınzır dolmaya başladı sanki. Sizin zamanınızdaki o arpa unundan aş edip yüzünüzü ağartan analar şimdi kimbilir nerdeler, ne elleri çalışır, ne dilleri söyler oldu…? Kendi güçlerini unutup bir şeylere teslim oldular ama kime ve neden anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bugün yaşam öyle güçleşti ki bırak her geleni arasıra geleni bile ağırlayamaz olduk… Evet, soframızı, gönlümüzü olanaklarımız ölçüsünde insana, hayvana, doğaya açalım, iyilik edelim, paylaşalım, çoğaltalım ama yazarı bilinmeyen bir dörtlüğün dediği gibi;

Hasan dağı arpalıktır, eğer saban yürürse.
Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse.
Her köylüden birer tavuk, eğer köylü verirse
Bu gidiş güzel gidiştir eğer sonu gelirse...

Doğamız da eskisi gibi değil,  çoğu yeri ellere verildi. Sularımız boşa akmasın diye “bizden akıllıların” yönetimine sunuldu. Hızır olmadığını kesinkes bildiğimiz bu “müttefikler” korkarız yavaş yavaş Hızır A.S.’ın girdiği gibi alçakgönüllü bir yücelikle değil, “yüksekgönüllü” bir “yücelikle” mekânlarımıza da girecekler… Sen sonumuzu hayır et kurban olduğum, biz ne edeceğimizi bilemez olduk…
 
Ve bize şunu da öğret ki; Evet, insanı sevelim, hak edeni yüceltelim ama hak etmeyen hiç kimseyi de fazla “büyük düşürmeyelim”, “dostumuzu”, düşmanımızı bilelim... Hak yemeyelim, ah almayalım, değerlerimizi, ilkelerimizi çıkarlarımıza kurban etmeyelim…


Aşkolsun Size Çocuklar…

        6 Mayıs uzun bir yönüyle sevinç bir yanıyla da hüzün… Yıllardır yandığımız üç taze fidanın tam da bugün asılmasının acısı yüreklerdeyken dünden beri duyduğum başka acı ölümler beni hüzünlendirdi. Dün Girit Kültürü araştırmasına başladığım gün ilk gittiğim evin sahibi olan Hasan Amcamız (Karakaş) melek eşi rahmetli Alime Teyze ve genç yaşta ölen oğlunun acısını gördükten sonra biraz ağırlamış, unutkan olmuştu. Bu kötü hastalık son günlerde O’nu evden kaçmaya çalışır hale getirince güzel kızları daha bir kollar olmuşlar. Bunun üzerine artık acılı yüreği ne dediyse yaşadıkları eski cumbalı Side evinin cumbasından sokağa atlayarak, bence melekler gibi uçarak eşine kavuşmuş. Diğer acı ölüm taze fidanların emektar avukatı Halit Çelenk’te yine Hıdırellez arifesinde yitirdiklerimizden. Basından okuduğum içler acısı, genç ölümler de cabası. Hepsine bundan sonraki ömürlerinde güzellikler diliyor, bize kattıkları için teşekkür ediyorum. Ölenlere üzülüp durmak yerine ölecek olanlarla mutlu olmaya çalışmaktan gayrı çaremiz olmadığı düşüncesiyle baharın habercilerinden biri ile ilgili umutlu bir şiirle veda edeyim.

Hıdırelleziniz kutlu, Bozatlı Hızır yardımcınız olsun. Dilde dileklerinizi, gönülde muradlarınızı kabul etsin. Bozatını sürüp ülkemizin yolunu daima birliğe, dirliğe, bütünlüğe ve yaşanacak hakça günlere doğru açsın.

Sağlıcakla…
Arkadaşım Badem Ağacı
Sen ağaçların aptalı,
Ben insanların.
Seni kandırır güzel havalar.
Beni sevdalar.
Bir ılıman hava esmeye görsün,
Düşünmeden gelecek karakışı,
Açarsın çiçeklerini…
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz, bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen…
Yemişe durmadan çarpar seni karayel,
Beni karasevda…
Hem de bilerek kandırıldığımızı,
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza.
Koo desinler bize şaşkın,
Sonu gelmese de hiç bir aşkın,
Açalım yine de çiçeklerimizi,
Senden yanayım arkadaşım…
Havanı bulunca aç çiçeklerini,
Nasıl açıyorsam yüreğimi.
Belki bu kez kış olmaz,
Bakarsın sevdan düş olmaz…
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama,
Vur kendini sende bu güzel havaya…

Aziz NESİN

Kaynakça: Hıdrellez: Meltem SANTUR, Aydın DURDU
Söylence: Hamza TANAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder